Ne yaparsan yap arka planda içinin içini yediği ve düşünmeyi bırakamadığın durumlar var. İnsanın otururken ayağını titreten durumlar. Gergin durumlar.
Şunları da beğenebilirsin
her şeyin sonunda gözlerinin içine bakıp şimdi bana ne olacak diye soran anılar.
sana bir hikaye anlatayım. bir kız var. bu kızı göremiyorsun. bu kızı kimse görmüyor. evine geçelim haydi. kocaman, 16 katlı bir binada yaşıyor, her katında bir oda var bu binanın, o odanın içinde de bir sürü oda. ev olduklarını bilse de oda diyor kız bu evlere. en üst katı ilk oda olarak sayıyor. türlü türlü insanlar yaşıyor bu odalarda.
ilk odada huysuz bir yaşlı kadın yaşıyor. bu kadın hiçbir şeyden mutlu olmuyor, her şeye karışan, olumsuzluklarla dolu, her türlü şeye yorum yapıyor. hep eski şarkıları dinlemeyi sever, kendi yaşına uygun giyiniyor, güzel paltoları var. hiç gülümsemiyor. çocukları da hiç sevmez. kadını herkes kötü biliyor, ‘aman yaklaşmayın ona, çocukları sevmeyen insandan ne hayır gelir’ tarzı şeyler söylüyorlar arkasından. bu kadına kocası yıllarca şiddet uygulamış, bu yüzden bir çocuk düşürmüş.
ikinci odada genç, sevecen, çoğunlukla çekingen, kibar bir hanımefendi yaşıyor. bu hanımefendi kendi halindedir, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmaz. hep güler yüzlüdür. çantasında hep çikolata taşır, yolda bir çocuk görse gülümseyerek ona verir. en ufak şeyden mutlu olur. camının önünde saksıda çiçekler büyütür. klasik müzik dinlemeye bayılır, odasında bir plak vardır. günün her saati çalar, onsuz rahat uyuyamaz. zarif elbiseler giymeyi sever, oldukça zayıf bir kadındır. görünürde her insanın olmak istediği güzelliğe, rahatlığa sahip. bu kadının babası çok küçükken ölmüş, annesi terk etmiş. anneannesiyle büyümüştür.
üçüncü odada ise küçük bir kız çocuğu yaşıyor. bu kız çok sık evden kaçıyor, polis eşliğinde getiriliyor annesine. annesi hep cezalandırdığı için odasından çıkamıyor. eve her gün başka insanlar geliyor. istemediği kadar oyuncağı var, istediği şeyi yiyebiliyor. hiçbir kısıtlaması yok. resim çiziyor devamlı, en çok kelebek çizmeyi seviyor. tek istediği evden uçup gitmek bir gün. çiçekli elbiseleri var, hiçbirini giymiyor. müzik dinlemeyi sevmiyor, aklını karıştırıyor müzikler. şarkı söylüyor kendi kendine, hep mırıldanıyor bir şeyler, uykusunda bile. insanlar küçük kızı şımarık olarak görüyor, ayıplıyorlar. bu kızın annesi bir hayat kadını.
dördüncü odada genç bir kadın daha yaşıyor. bu kadın odasında çıplak geziyor. insanlar bu davranışı yüzünden onunla iletişim kurmuyor, hor görüyorlar. kadın onlara kırılsa da onlar için değişmeyi istemiyor, yalnız başına, hiç çıkmıyor odasından yıllardır. hep slow parçalar dinliyor, gürültüye tahammülü yok. rengarenk etekler giymeyi seviyor. kilo takıntısı var, pek yemek yemiyor. insanlar takıntılı ve tuhaf olduğunu düşünüyor. bu kadının annesi genç yaşta anoreksiya nervoza nedeniyle ölmüş.
beşinci odada 20′li yaşlarda bir kadın yaşıyor. bu kadın odasını bir otel gibi kullanıyor, her gece dışarıda. barlarda, kulüplerde geziyor. ağzına geleni söylüyor, küfür ediyor. hiç arkadaşı yok, sevmiyor kimse onu. saçları kısa, her ay aynı hizada kesiyor. yüzünde iki ben var, çok güzel olsa da görmüyor kimseler. rap müzik dinlemeyi seviyor. çok güzel dans ediyor, ve hep kahkaha atıyor. kadından herkes nefret ediyor. topluma aykırı davranıyor çünkü. bu kadın 14 yaşına kadar amcası tarafından taciz edildi, babası amcasını öldürdüğü için hapiste yıllardır.
altıncı odada yaşlı bir adam yaşıyor. hayatı boyunca inşaatta çalışmış, didinmiş. herkese akıl verip tecrübelerini paylaşır. geçlerle çok iyi anlaşır, dertlerini, sıkıntılarını dinler. çay içmeyi çok sever, bir de türkü dinlemeyi. sık sık ziyaretine çocuklar gelir. bir kedisi var, hiç yalnız hissetmez kendini. çok mutlu göründüğünden imrenir insanlar, iyi, sağlıklı görürler halini. kıskanırlar adamı. bu adamın eşi 20 yıl önce vefat etmiş, hiç çocukları olmamış. 20 yıldır aynı ceketi giyer.
yedinci odada yine 20′li yaşlarda bir kız yaşıyor. bu kız herkes tarafından intihara meyilli olarak tanınıyor. kimse yanına bile yaklaşmıyor, tek kelime etmiyor bu yüzden. kızın kolları ve bilekleri kesiklerle dolu, göz altları mosmor, yüzünde ilginç bir yara izi var. birkaç yıl akıl hastanesinde yatmış, deli damgası yemiş. vücudu morluklarla dolu. hiç ağlamıyor, pek konuşmuyor, doğru dürüst uyku uyumuyor, yemek yemiyor. her türlü müziği dinliyor, her dinlediği şarkıda kendini bulmayı bekliyor sadece. bu kızın ailesi yok, yetimhanede büyümüş.
sekizinci odada genç bir adam yaşıyor. bu adam herkesle samimi, çeşit çeşit insan var etrafında, arkadaşlarıyla gülüp eğleniyor, geziyor. psikoloji okuyor. rock müzik dinlemeyi seviyor. herkes tarafından sevilen biri. bir sürü sevgilisi olmuş, çapkın diyorlar ona. kibar bir adam. kimseyle tartışmıyor, kavga etmiyor, insanlara garip geliyor bu hali. kıskanıp adamın ne kadar şanslı olduğunu konuşuyor bazıları, onun yerinde olmak istiyorlar bazense. bu adamın annesi akıl hastanesinde yatıyor. tek isteği onu iyileştirebilmek bir gün.
dokuzuncu odada evli bir kadın yaşıyor. bu kadın çok mutlu. iki çocuğu var. ve onu çok seven bir eşi. her gün çocuklarıyla oyunlar oynuyor. yemek yapmayı çok seviyor, özellikle kurabiye yapmasını. klasik müzik seviyor, yemek yaparken arka planda hep müzik çalıyor, müziğin yemeklerin içine güzel duygular eklediğine inanıyor. çiçekleri çok seviyor, odasında onlarca çiçek var. bir sürü arkadaşı var, herkesle iyi anlaşıyor. arkadaşlarına anlatıyor bunları, kimisi mutlu olurken, kimisi kıskanıyor, nefret besliyor güzel bir hayatı olduğu için. bu kadın bir şizofren, az öncekiler de sadece hayal ürünü.
onuncu odada kırklı yaşlarda bir adam yaşıyor. kimseye zararı olmayan, işsiz bir adam. odası hep dağınık, pis. kirasını ödeyemiyor doğru dürüst. çok huysuz biri. adam alkolik. her gece odasına sarhoş geliyor, bu nedenle pek arkadaşı, seveni yok. insanlar ayyaş olarak anıyor adamı, yüzlerini buruşturuyorlar adını duyunca. bu adam 10 yıldır bir kadına aşık. çok güzel, narin bir kadın. gülümsemesi yüzünden eksik olmayan, çocuk ruhlu. hayvanları çok seviyor, çantasında onlar için her daim yem taşır. bu kadın 8 yıl önce bir trafik kazasında öldü.
on birinci odada 30′lu yaşlarda bir kadın yaşıyor. bu kadın çok güzel, babası çok zengin. parasının bir çoğunu hayvanlara ve yaşlılara bağışlıyor, yaptırdığı bir okul var. insanlar tarafından çok beğenilen ve takdir edilen bir insan. ailenin tek çocuğu, hiç evlenmemiş. kendisi bir tasarımcı. çok arkadaşı var. kimseyle yakın ilişki kurmuyor, yalnız kalmayı seviyor daha çok. keman çalıyor, çok yetenekli. insanlar görüp ‘şu kadın gibi olmak vardı be’ gibi yorumlar yapıyorlar. bu kadın bir uyuşturucu bağımlısı. yıllarca babasından dayak yiyerek büyümüş. annesi kanser, yıllardır tedavi görüyor.
on ikinci odada 20′li yaşlarda bir adam yaşıyor. bu adam oldukça mutsuz ve memnuniyetsiz. fırsat buldukça belaya bulaşıyor, odasına ağzı yüzü kan içinde geliyor. saygın bir şirkette çalışıyor, futbol oynamayı çok seviyor. annesiyle yaşıyor, hiç evden çıkmıyor annesi. her gün annesini bu duruma soktuğu halde annesiyle bağırarak konuştuğu için insanlar onu çok ayıplıyor, hatta bir çoğu yüzüne bakmıyor. bu adamın annesi işitme engelli, cihazla bile zar zor duyabiliyor. babası beş yaşında terk etmiş.
on üçüncü odada 17 yaşında, babasıyla birlikte bir kız yaşıyor. bu kız devamlı okuldan kaçıyor, sigara içiyor. hiç kimseyle konuşmuyor, öğretmenleriyle bile. hiç arkadaşı yok, akrabalarıyla konuşmuyor. babası çeşit çeşit kurslara gönderiyor, her seferinde ilk gün bırakıp bir daha gitmiyor. akrabaları babasına kızı yatılı okula vermesi gerektiğini, çok şımarık olduğunu söylüyor. öğretmenleri kızla baş edemediklerini, konuşmadığı gibi hiçbir etkinliğe katılmadığını ve sınıfı kötü etkilediğini söylüyorlar. okul arkadaşları ise burnu havada, egolu biri olduğunu düşünüyor, yanına yaklaşmıyorlar. bu kızın sosyal fobisi* var. henüz haberi yok kendisinin bile.
*bilmeyenler için açıklama olarak link bırakıyorum. http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/26/sosyal-fobi
on dördüncü odada 15 yaşında, annesiyle bir kız yaşıyor. bu kız çok neşeli, arkadaşlarıyla arası çok iyi. bu kız her fırsatta annesine bağırıyor. çığlıklar atıyor odada, ardından evden koşarak çıkıyor ve annesi uyuyana dek gelmiyor eve. herkes kızı kötülüyor, saygısız olduğunu, evden kaçıp geceleri sokaklarda sürttüğünü söylüyor. vücudunda türlü yaralar olduğu için kızın akıl hastası olduğunu ve tedavi edilmesi gerektiğini düşünüyorlar. bu kızın annesi munchausen by proxy* sendromundan muzdarip.
*bu sendrom için de açıklama olarak link bırakıyorum, bakabilirsiniz. http://www.ttb.org.tr/sted/sted0600/8.html ayrıca ekşi sözlükte vaka örnekleri ve daha ayrıntılı yazılar da var bakmak isteyenler için.
on beşinci odada 25 yaşında bir kadın yaşıyor. bu kadın çok güzel giyinir, hiçbir kusurunu dışarıya göstermez, davranışları, duyguları devamlı değişir, çok sevecendir, herkesle arası iyidir, sürekli göz önündedir arkadaşları içinde. fiziğini erkekleri etkilemek için kullanır ve çoğunlukla başarılı olur. arkadaşları zaman zaman bu kadını garip, hatta fazla olumlu olduğu için yapmacık görürler. dışarıdan bakan insanlar ilgi manyağı olarak tabir ederler, bazıları bu yüzden sürekli kötüler onu. kendini üstün gördüğünü düşünürler. bu kadında histrionik kişilik bozukluğu* vardır.
*yine açıklamayı link olarak bırakıyorum. https://www.psikolojik.gen.tr/histrionik-kisilik-bozuklugu.html
on altıncı odada ise bu, kimsenin görmediği kız yaşıyor. en alt katta, bu koca binanın kapıcısıydı onlar. kız her şeyi bir çift gözle izliyor, düşünüyor ve insanların, koca dünyanın ne kadar kör olduğunun farkına varıyordu.
-insanların ön yargıları ve ‘kötü, aykırı, tuhaf’ bulduğumuz olayların altında ne tür sorunlar yatabilir. konunun bu olmasına dikkat ederek yazdım. umuyorum ki anlatmak istediklerimi anlatabilmişimdir. hayatımızdan ön yargıları öyle kolayca çıkaramayız, farkındayım. fakat lütfen gayret edelim. öyle çok bilmediğiniz, bilmediğim rahatsızlıklar, sendromlar, hayatlar, hastalıklar var ki. bazen ufacık bir olay bile ileride çok büyük sorunlara yol açabiliyor. etrafınıza bakın, gerçekten bakın. gözlerinizin önündeki perdeyi açın, lütfen. okuduysanız teşekkür ederim. güzel günler dilerim.
nerden buldum bilmiyorum ama, çok güzel

